Osmanlıdan kalan İstanbul'da bulunan tarihi eserler medreseler ve kütüphaneler,tarihi eserler,osmanlıdan kalan tarihi eserler,medreseler,osmanlı kütüphaneleri,osmanlıdan cumhiriyete istanbul,en güzel istanbul resimleri,istanbuldaki mimar sinan camileri,osmanlılarda bilim,osmanlıdan kalan yalılar,tarihi yalılar



Süleymaniye Kütüphanesi (Eminönü)



İstanbul ili Eminönü ilçesi, Süleymaniye Mahallesi’nde Süleymaniye yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan Süleymaniye Kütüphanesi cami içerisinde, galerinin sütunları arasındaki parmaklıklı özel bir bölümde yer almaktadır Sultan I Mahmut’un (1730–1754) isteği üzerine 1751–1752 yılında Sadrazam Mustafa Bahir Paşa tarafından düzenlenen kütüphanede beş kütüphaneci, iki de yardımcı görevlendirilmiştir Kütüphane haftada iki gün kapalı tutulmuş ve dışarıya kitap verilmemiştir



Günümüzdeki Süleymaniye Kütüphanesi, Süleymaniye külliyesinin birinci ve ikinci medreseleri ile sıbyan mektebinde bulunmaktadır Bu kütüphane Osmanlı Vakıf Kütüphanesinin yazma ve eski baskı derlemesinin bir araya getirilmesi ile meydana getirilmiş ve 1918 yılında açılmıştır



Süleymaniye Kütüphanesi’nin kuruluş çalışmaları I Dünya Savaşı’na kadar sürmüş, İstanbul Vakıf Kütüphanelerindeki on bine yakın yazma 1914’te savaştan korunmak için Yavuz Sultan Selim’deki Medresetü’l Mütehassısi’ne gönderilmiştir Daha sonra Süleymaniye Umumi Kütüphanesi ismi ile açılan bu kütüphaneye nakledilmişlerdir 1924’te eğitim ve öğretim birliğini sağlamak amacıyla çıkarılan Tevhit-i Tedrisat Kanununun kabul edilmesi ile birlikte 1925’te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ile yazma ve basma koleksiyonlar da buraya taşınmıştır



Kütüphanede mikrofilm merkezi kurulmuş ve beş binin üzerinde mikrofilm toplanmıştır Böylece Osmanlı kültürünü yansıtan bir arşiv meydana getirilmiştir Kütüphaneye 1962’de cilt ve patoloji servisi kurulmuştur Burada geleneksel Osmanlı cilt kapakları ve ciltler yapılmıştırAyrıca Türkiye’deki kütüphanelerin onarım, bakım ve ciltleme işlemlerini de üstlenmiştirTürkiye Yazmaları Toplu Katalogu İstanbul Şubesi de 1979’dan bu yana Süleymaniye Kütüphanesinde çalışmaktadır



Kütüphane girişindeki alfabetik ve Dewey Onlu konu kataloglarını kapsayan fişlikler bulunmaktadır Kütüphanede yaklaşık 115 bin dolayında kitap bulunmaktadır Bunların 67 bini yazma eserdir Kütüphanenin gelişmesinde İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi ve Bağlı Kütüphaneleri Geliştirme Vakfı’nın büyük payı bulunmaktadır Süleymaniye Kütüphanesi’ne Atıf Efendi, Hacı Selim Ağa, Köprülü, Nuri Osmaniye ve Ragıp Paşa kütüphaneleri bağlıdır



Kütüphanenin iki okuma salonu, mikrofilm okuma ve fotokopi üniteleri bulunmaktadır.



Atıf Efendi Kütüphanesi (Eminönü)



İstanbul ili Eminönü ilçesi, Vefa Semti, Vefa Caddesi üzerinde bulunan Atıf Efendi Kütüphanesi Sultan I Mahmut (1730–1754) döneminde üç kez Başdefterdarlık yapmış olan divan sahibi şair Atıf Mustafa Efendi tarafından 1741 yılında kurulmuştur Kütüphanenin giriş kapısı üzerinde “Dârü’l-Kutüb-i Atıf “ yazılı h1289 (1872) tarihli bir kitabesi, okuma salonu girişinin sağ tarafındaki duvarda bulunan mermer levha üzerinde de kabartma sülüs yazı ile vakfiyesinin özeti yazılıdır

Kütüphanenin vakfiyesinden öğrenildiğine göre gelir kaynakları ve yönetimi belirlenmiş üç hafız-ı kütüb, bir şeyhü’l-kurra, bir suyolcu, bir mücellit, bir marangoz ve bir de ferraş (temizlikçi) burada görevlendirilmiştir Kütüphanenin yanına yapılmış olan üç meşruta evin de hafız-ı kütüblerin oturmaları ve haftanın beş günü kütüphane ile ilgilenmeleri vakfiyede belirtilmiştir Ayrıca hafız-ı kütübler kütüphanede cemaatle birlikte kılınacak namazlarda imamlık ve müezzinlik yapmakla da yükümlendirilmişlerdir Kütüphane Salı ve Cuma günleri dışında açık olacak, çalışmalar güneşin doğuşundan bir saat sonra başlayacak ve güneş batımından iki saat önce de bitecektir

Atıf Efendi’den sonra oğulları Mehmet Emin, Ömer Vahit, torunları Ömer Hüsameddin ve Abdülkadir Efendiler de buraya kitap vakfetmişlerdir Bunların yanı sıra Atıf Efendi’nin kayın biraderleri Darphane-i Amire Başkatibi Hacı Ömer Efendi’nin kitapları da ölümünden sonra 1743’te Atıf Efendi Kütüphanesi’ne devredilmiştir Kuruluşunda 2857 kitapla hizmete giren kütüphanedeki kitaplar çeşitli kişi ve kurumdan gelen kitaplarla çoğalmıştır Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı yönetiminde Kütüphaneler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan kütüphanede 3228 yazma, 25000’e yakın eski ve yeni basma kitap olmak üzere toplam 30000’e yakın eser bulunmaktadır

Kütüphane mimari yapısı ile dikkati çeken bir binadır İstanbul’un eski Türk sivil mimarisini yansıtan bir plan düzeni bulunmaktadır Kütüphane yanındaki meşruta evlerin oldukça yüksek dış cepheleri olup, bunlar üç kat halindedir Meşruta evlerin üst katları konsollarla dışarıya taşırılmıştır Evlerin orta avlusunda yer alan kütüphanenin 1350x950 m ölçüsünde bir zemin katı bulunmaktadır Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan kütüphanenin dış cephe görünümüne tuğladan şeritler yerleştirilmiştir Yuvarlak kemerli bir kapıdan bir dehlize, oradan da avluya geçilmektedir Buradaki esas kütüphane binası kemerlerle dışarıya açılmış bir bodrum üzerine oturtulmuştur Bodrumdan altı basamakla bir sekiye çıkılmakta olup, buradan namaz kılmak üzere düşünülmüş mihraplı küçük bir sekiye çıkılmaktadır Bu sekiden bir sundurmanın altından da kütüphanenin okuma salonuna girilmektedir Kare planlı olan bu bölüm aynalı tonozlarla örtülü olup, üç tarafı tonozlu beş hücre ile çevrelenmiştir İlk yapıldığı dönemde burasının etrafının sedirlerle çevrili olduğu izlerden anlaşılmaktadır Bu bölümlerden üçü sofadan iki sütunun taşıdığı üç kemerle ayrılmıştır Sofanın arkasında da kitapların yaldızlı, kafesli ahşap dolapları bulunuyordu Günümüzde bu bölüme hava sirkülâsyonunu sağlamak amacı ile pencereler açılmıştır.



Köprülü Kütüphanesi (Eminönü)



İstanbul ili Eminönü ilçesi, Divanyolu Caddesi’nde Sultan II Mahmut Türbesi’nin karşısında bulunan kütüphane, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın oğlu Fazıl Ahmet Paşa (1635–1676) tarafından babasının vasiyeti üzerine yaptırılmıştır

Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa da 1678’de düzenlediği bir vakfiye ile kütüphanenin kuruluşunu tamamlamıştır Kütüphane 1678’de üç kütüphaneci, bir ciltçi ve bir kapıcı kadrosu ile hizmete açılmıştır

Köprülü Kütüphanesinin il nüvesi, Köprülü ailesinin bağışları ile atılmış, daha sonra bağış ve satın almalarla kitap sayısı artmıştır Kütüphaneye yapılan bağışların başında Köprülü Mehmet Paşa, Fazıl Ahmet Paşa, Hacı (Hafız) Ahmet Paşa, Mehmet Asım Bey bağışları gelmektedir İlk kuruluşunda 2000’in üzerinde kitap bulunan bu kütüphanede bugün Türkçe, Arapça ve Farsça dillerinde 3000’e yakın yazma, 1500’e yakın basma eser bulunmaktadır Kütüphanedeki yazma ve basma eserler için yazar, kitap ve konu fihristleri Dewey Onlu Sistemine göre düzenlenmiştir


Köprülü Kütüphanesi tasarım olarak İstanbul’daki ilk bağımsız kütüphanelerden bir örnektirGünümüzde üç tarafı yol ile çevrili bahçe içerisindeki bu yapı taş ve tuğlanın almaşık düzenlemesi ile kurulmuştur Kare planlı yapının üzeri pandantifli, dıştan sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş bir kubbe ile örtülmüştür Batı yönünde dört basamakla çıkılan revaklı bölüm öne alınarak buraya T şeklinde bir düzenleme getirilmiştir Altı mermer sütun üzerine baklava başlıklı, sivri kemerli revakın üzeri dört kubbe ile örtülmüştür Revakın orta eksenindeki basık kemerli bir kapıdan kütüphaneye girilmektedir

İç mekân yanlarda altta birer, üstte ikişer, girişin karşısında altlı üstlü üçer pencere ile aydınlatılmıştır Pencerelerin üzerlerinde sivri boşaltma kemerleri bulunmakta olup dikdörtgen sövelidirler Pencereler dıştan köfeki taşından, içten de yalnızca alt pencereler mermer sövelidir Kubbenin içerisi ve pandantifler kapı üzeri kalem işleri ile bezenmiştir Burada kahverengi, siyah ve kırmızı renklerdeki bezemeler arasında “C” ve “S” kıvrımları dikkati çekmektedir Pandantiflerde kırmızı zemin üzerine yapılmış çiçek motiflerinin altına Maşallah yazısı ile h1181 (1667–1668) tarihi yazılıdır Bunun yanı sıra iç kapı üzerinde de yine Maşallah yazısı ile h1289 (1872) ve h1327 (1911) tarihleri yazılıdır Buna dayanılarak kütüphanenin 1872 ve 1911 yıllarında onarıldığı anlaşılmaktadır.



Ayasofya Sultan IMahmut Kütüphanesi (Eminönü)



İstanbul ili Eminönü ilçesinde, Ayasofya Müzesi’nin içerisinde bulunan kütüphaneyi Sultan IMahmut (1730–1754) 1736 yılında yaptırmıştır

Kütüphane çinileri, sedef kakmalı dolap kapakları, Edirnekâri bezemeleri, yazı frizleri, tunç şebekeleri ile kendine özgü bir yapıdır Çiçek bezemeli tunç şebeke ile Ayasofya’nın iç mekânından ayrılan, dışarıda da iki büyük Osmanlı payandasının arasına yerleştirilen kütüphane okuma salonu, hazine-i kütüp (kitap muhafaza salonu) ve her ikisini birbirinden ayıran koridordan meydana gelmiştir

Kütüphanenin 530x760 m ölçüsünde dikdörtgen planlı okuma salonunun duvarları XVI-XVIIIyüzyıla tarihlendirilen çinilerle bezenmiştir Bu çini panoların üzerlerine çivit mavisi zemine beyaz celi-sülüs yazı ile Besmele, Haşr suresinin 22ayeti, Haşr suresinin 23ayetinin baş kısmı ve Esma-i Hüsna yazılmıştır Bu yazının ortasına da Kelime-i Tevhit ve altına da yeşil çinilerle bordür içerisine alınmış yedi renkli somakiden Sultan I Mahmut’un tuğrası yerleştirilmiştir

Ayasofya ana mekânından mukarnas başlıklı dört tam, iki yarım sütunun taşıdığı camekânla ayrılan okuma odası küçük avluya bakan üç pencere ile aydınlatılmıştır Yakın tarihlerde yapılan onarımla da üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür Okuma odası ile hazine-i kütüpü birleştiren koridor XVI-XVIII yüzyılın çini ve dua yazılı frizleri ile bezenmiştir Ancak buradaki yazılar onarım sırasında çinilerin yer değiştirmesinden ötürü bütün olarak okunamamıştır

Hazine-i Kütüp, 970x580 m ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, ikisi duvarlara yapışık stalaktit başlıklı yarım, ikisi de tam olmak üzere dört mermer sütun ve üst örtü ile ayrılan iki bölümden meydana gelmiştir Koridordan demir bir kapı ile içerisine girilen hazine-i kütübün üzerinde Besmele yazılıdır Bu kapıdan içeriye girildiğinde 600x580 m ölçüsündeki mekânın ortasına ahşap kütüphane yerleştirilmiş ve üzeri de kubbe ile örtülmüştür Kubbe kasnağındaki siyah zeminde sarı renkli celi yazılı Fıtr suresinin 29–35 ayeti kerimeleri bulunmaktadır Sultan IMahmut’un giriş kapısı üzerindeki tuğrasının altına da on beş beyitlik, yeşil zeminli talik yazılı yapım kitabesi yerleştirilmiştir

Hazine-i Kütübün kubbeli, beşik tonozlu mekânları alçı kabarma çiçeklerle bezenmiştirDuvarlardaki yedi gömme kitap dolabı ince tel örgü kapaklıdır Bunun üzerinde de Sultan IMahmut devri bezemelerini yansıtan motifler bulunmaktadır

Sultan IMahmut Kütüphanesi’ndeki çiniler İznik, Kütahya ve Tekfur Sarayı çinileri olup, bunlar bir arada karışık olarak kullanılmıştır Kütüphanenin yapımında çini fırınlarına sipariş verilmesi yerine piyasada bulunan çiniler toplanmış ve buraya yerleştirilmiştir Koridorda ise XVI yüzyıl çini sanatında çok sık kullanılan bahar açmış çiçek dalları ve karşılıklı panolarda da iki selvi ağacı görülmektedir Bu çini panolar bilinmeyen bir tarihte yerlerinden sökülmüş ve buraya benzeri taklit panolar yerleştirilmiştir

Sultan IMahmut Kütüphanesi’nin yapımı tamamlandıktan sonra Saray-ı Hümayun’daki kitaplardan bir bölümü buraya gönderilmiştir Muzaffer Gökman buradaki 4863 yazma eserin Sultan I Mahmut, 113’ünün Şeyhülislâm Sadeddin Efendi ve 22’sinin de vakıflarının belli olmadığını belirterek 4998 kitap olduğundan söz etmiştir

Ayasofya Kütüphanesi’ndeki kitaplar belirli dönemlerde tasnif edilmiş ve iki fihrist defteri ile bir basılı fihrist kitabı ortaya çıkarılmıştır Günümüzde Ayasofya Kütüphanesi’ndeki kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir.



Faik Bey (Pakize Hanım) Yalısı (Sarıyer)



İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy ile İstinye arasında bulunan bu yalı XIX yüzyılın sonlarında yapılmıştır Kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber Faik Bey Yalısı ismi ile tanınmaktadır

Yalı zemin, çatı katı ve iki kattan meydana gelmiştir Dikdörtgen planlı yalıda denize yönelik orta salonun etrafında odalar sıralanmıştır Alt ve çatı katının cephe görünümleri diğer iki kattan farklıdır

Zemin kat pencereleri denize yönelik sekiz adet olup, bunlar diğer katlara oranla küçük tutulmuştur İki ve üçüncü katın pencereleri tüm cepheyi kaplamakta olup, dikdörtgen şekilde, hafif yuvarlak kemerlidir Çatı katının pencereler altı adet olup bunlar dikdörtgen sövelidirOrtadaki iki pencere bir balkon içerisine alınmıştır Bu balkon yalının denize yönelik tek balkonudur

Plan düzeni yapılışından sonra değişikliğe uğramıştır Orijinal yapının da denize yönelik büyük bir salon bulunmakta, odalar da bu salonun çevresinde sıralanmıştı.



İkiz Yalı (Sarıyer)



İstanbul ili Sarıyer ilçesi Yeniköy’de bulunan bu yalı, Sara Sultan tarafından ikiz kızları için Mimar Raimondo d’Aronco’ya 1906 yılında yaptırılmıştır

Yalı Art-Nouva üslubunda dikdörtgen planlı ve üç katlı bir yapıdır Birbirine bitişik ve kapılarla birbirleri ile bağlantı kurulan simetrik planda bir yapıdır Yapının dış cephesindeki pencereleri ikiz ve üçüz şekillerde birbirlerinden farklı üsluplarda yapılmıştır Yalının iki köşesi orta bölümlerden daha yüksek olup, kule görünümlüdür

Yalı denize yönelik geniş bir salon ve bunun iki yanındaki odalardan meydana gelmiştir İkinci kattaki köşe bloklar art-nouva üslubunda bir kemerle sınırlanan balkonlara sahiptir Zemin kat balkonları rıhtımın hemen üzerindedir Üçüncü katta denize yönelik pencerenin önüne küçük birer balkon yerleştirilmiştir Yapının iç mimarisinde simetri egemen olmasına rağmen dış cephesinde simetriden pencere ve balkonlar nedeni ile yer yer kaçınılmıştır

Yalının güney yarısı Faik Kurtoğlu tarafından, kuzey yarısı da Bekir Sıtkı Oyal tarafından satın alınmış, 1967 yılında da İsmet Okur’a satılmıştır.



Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı (Sarıyer)



İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy Köybaşı Caddesi ile İskele Çıkmazı Sokağı’nın kesiştiği noktada bulunan bu yalıyı Sarraf Varki Vartaks XIX yüzyılın sonlarında yaptırmıştır Varki Vartaks’ın 1885 yılında ölümü üzerine yalı ve çevresindeki arazi varisleri arasında ihtilaf konusu olmuştur Yalıyı icradan Teşrifat-ı Umumiye Nazırı Mahmut Münir Paşa almıştır Ancak paşanın 1899’da ölmesi ile birlikte yalının mülkiyeti Ayşe Pervin Hanım ile Şükriye Ulviye Hanım’a geçmiştir Ardından da Sultan II Abdülhamit’in (1876–1909) oğlu Şehzade Mehmet Burhaneddin Efendi’ye satılmıştır

Şehzade Burhaneddin Efendi yalıyı yıktırarak 1912’de yeniden yaptırmıştır Bugün bu döneme ait ikinci balkonu çatı alınlığında 1328 tarihli “Ya Hafız” levhası görülmektedir Osmanlı hanedanının yurt dışına çıkarılmasından sonra Mısırlı Ahmet İhsan Bey yalıyı 1923’te satın almıştır Ahmet İhsan Bey’in 1946’da ölümü üzerine de mirasçıları yalıyı Erbilgin ailesine satmışlardır Günümüzde Şehzade Burhaneddin Efendi veya Erbilgin ailesi yalısı olarak tanınan bu yalı Y Mimar Hüsrev Tayla tarafından bütünüyle restore edilmiş, yalının orijinal izleri ortaya çıkarılmış, iç ve dış mimarisinde bazı değişiklikler yapılmıştır

Osmanlı İmparatorluğu’nun son devir yapılarındaki özellikleri yansıtan ahşap karkas yalı, zemin kat üzerine iki kat olarak yapılmıştır Yalının deniz cephesinde ikinci katların cumbaları taştan çıkıntılı kanatlar üzerine oturtulmuştur Cephenin orta bölümünde ise her katta ahşap dikmeli balkonlara yer verilmiştir.


Sadberk Hanım (Azaryan)Yalısı (Sarıyer



İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Büyükdere Piyasa Caddesi’nde bulunan yalı XX yüzyılın başında yanmış olan eski bir konak arsası üzerine tüccar Bedros Azaryan tarafından yaptırılmıştır Yalı batılılaşma dönemi yapılarına özgün bir anlayışla ele alınmıştır İstanbul’da bu dönemde yapılmış büyük konutların merkez planlı ve merkezi çıkmalı tasarımına uygun yapılmıştır Ancak cephe görünümü ile döneminde yapılan yapılardan ayrılmaktadır

Azaryan Yalısı arkasındaki yazlık Rus Sefaretinin sınırlarına kadar uzanan çok geniş bir bahçe içerisindedir Boğaz’daki birçok konakta görüldüğü gibi bahçesi setler halinde olup, ağaçlarla kaplıdır Bahçesiyle birlikte 4280 m2 olan Azaryan Yalısı 400 m2 lik bir alana oturmaktadır

Bodrum katı üzerinde üç ana kat ve bir de çatı katından meydana gelmiştir Yapının dış mimarisi ahşap, karnıyarık plan tipinde, konakla Batı mimarisinin bir karışımıdır Osmanlı konaklarında Cihannüma olarak dışarıya açılan çıkma burada bir balkon şeklini almıştır Cadde üzerindeki ana giriş kapısından parke döşeli büyük bir sofaya girilmektedir Bu sofanın iki yanında biri servis, diğeri de üst katlara çıkmak üzere iki merdiveni bulunmaktadır Girişe göre solda bulunan servis merdiveni yandaki servis kapısına da açılmaktadır

Yalının iç bezemesi ampir üslubunda olup, çeşitli kalem işleri, mermer taklidi sıvalar ve alçı tavanlar ile Orta Avrupa mimari tasarımını yansıtmaktadır

Yalı, 1950 yılında Koç ailesince satın alınmış 1978 yılına kadar yazlık olarak kullanılmıştır1978–1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem’in hazırladığı bir restorasyon projesinin uygulanmasıyla bina müzeye dönüştürülmüştür Bugün 14 Ekim 1980’de ziyarete açılan Sadberk Hanım Müzesi’nin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.



İtalyan Elçiliği Yalısı (İtalyan Sefareti Yazlık Binası) (Sarıyer)



İstanbul ili Sarıyer ilçesi Tarabya Kefeliköy Caddesi’nde bulunan bu yalı İtalyan Dışişleri Bakanlığı tarafından, İtalyan Mimarı Raimondo d’Aronco’ya 1905–1906 yıllarında yaptırılmıştır Bu yalı eski elçilik binasının yerine yapılmış, yalnızca eski yapıdan birinci terasın altında bulunan servis yapıları, mutfak ve kömür deposu korunmuştur İtalya Udine’de bulunan d’Aronco’nun arşivinde bulunan çizimlerden eski yapının bugünkü yapıdan daha küçük, üç katlı ve sade bir mimari üslupta olduğu anlaşılmaktadır

Yalı ahşap kazık temeller üzerine oturtulmuştur Burada karma bir yapım tekniği uygulanmıştırZemin kat kâgir, kat döşemelerinin araları tuğla dolgulu putrellerle volta tekniğinde yapılmıştır Zeminin üzerindeki katlar ahşap, tuğla dolgulu ve bağdadi sıvalıdır

Günümüze gelen yalı 2700x2000 ölçüsünde dikdörtgen planlı, dört katlı bir yapıdır Uzun kenarı yönündeki eksenine göre simetrik bir plan düzeni göstermektedir Buna göre orta kısımda birer orta hol ve çift kollu geniş merdivenlere yer verilmiştir Kuzey cephesinde merdiven holü 3 m kadar dışarıya taşırılarak burada da bir simetri uygulanmıştır Yapının zemin katı giriş eksenine göre simetriktir Üçüncü katta merdivenler sona ermekte, kuzey cephesinin dört katlı diğer cephelere göre üç kat olarak sona erdirilmesi ile bu kez cephe görünümünde simetriden uzaklaşılmıştır Bu durum üçüncü katın güney cephesindeki çıkma, balkon ve üzerini örten çatı ve saçakla daha belirginleşmektedir Bu tür üslubun d’Aronco’ya özgü olduğu bilinmektedir

Yapının çatısı kuzeyde üçüncü kata kadar inmekte ve bu da yalıya farklı bir görünüm vermektedir Üst katta denize yönelik balkon büyük bir kemer içerisine alınmış, üzerine de büyük girlantların asıldığı kraliyet arması ve bir de yıldız yerleştirilmiştir

Yapının güney cephesi ise farklı bir görünümdedir Bahçeye büyük bir terasla açılan güney cephesinde taş plasterler küresel köşe taşları ile yapının sınırları belirginleştirilmiştirBuradaki geniş saçak balkonları örttüğü gibi üst kattaki odaları da gizlemektedir

Yalının taş döşeli zemin kat holü simetrik olarak iki yanında birer çift kolonla sınırlanmış ve bir iç avlu görünümüne bürünmüştür Burada bir minerva heykeli görülmektedir Yapının tüm katlarında d’Aronco’nun diğer yapılarında çok sık kullandığı gibi art-nouva üslubunda bezemeye yer verilmiştir Bunlar çiçek şeritleri, stilize motifler, çeşitli figürler, kasetli bölümler, meandr şeritleridir.



Sait Halim Paşa Yalısı (Sarıyer)



İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy Köybaşı Caddesi üzerinde, Yeniköy vapur iskelesine 100 muzaklıkta olan bu yalı XIX yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır Yalının mimarı Petraki Adamanti isimli birisidir Bu yalıda ampir ve eklektik üsluplar bir arada uygulanmıştır

Yalının ilk sahiplerinin Düzoğulları isimli bir aile olduğu, sonradan İstanbul Rumlarının temsilcisi olarak tanınan Logothete Nicolas Aristarhis isimli bir kişiye, sonra da VLahos isimli bir Rum bankerinin mülkiyetine geçmiştir XIX yüzyılın sonlarında Sait Halim Paşa bu yalıyı satın almıştır

Sait Halim Paşa Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu, Vezir Halim Paşa’nın da büyük oğludur Lozan Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü’nü bitirdikten sonra paşalık unvanı ile devlet şurası üyeliğine getirilmiştir Sultan II Abdülhamit zamanında Mısır ve Avrupa’ya giderek jön Türk hareketlerinin önde gelen kişilerinden biri olmuştur İttihat ve Terakki Fırkası’nda rol almış, genel sekreterlik görevini de üstlenmiştir Meşrutiyet’in ilanından sonra Türkiye’ye dönerek Ayan üyeliği, Devlet Şurası Başkanlığı, Hariciye Nazırlığı yapmış, 1913’te de Sadrazam olmuştur Sadaret Makamından 3 Şubat 1917’de ayrılmasına rağmen Malta’ya sürülmüştür Türkiye’ye dönmesine izin verilmemiş Roma’da 1921’de bir Ermeni komitacısı tarafından öldürülmüştür Mezarı İstanbul’da Mahmut Paşa Türbesi’ndedir.


Ferik Ahmet Afif Paşa Yalısı (Sarıyer)




İstanbul ili Sarıyer ilçesi, İstinye-Yeniköy sahil yolu üzerinde yer alan bu yalı Levazımat Reisi (İaşe İşleri Bakanı) ve Birinci Ferik Ahmet Afif Paşa (1852–1920) tarafından 1900–1910 yıllarında Mimar Alexandre Vallaury’e yaptırılmıştır Bu yalının ilk sahibinin Koca Reşit Paşa’nın kızı Ferendiz Hanım’a ait olduğunu Haluk Şehsuvaroğlu belirtmiştir Bu durumda Ahmet Afif Paşa’nın bu yalının yerine yenisini yaptırdığı anlaşılmaktadır

Yalı zemin üzerine iki normal bir de çatı katından meydana gelmiştir Yalının girişleri sağ ve sol yan cephelerinde üç kollu merdivenler ile sağlanmıştır Kara tarafı cephesinde ise yalnızca servis merdivenlerine açılan servis girişleri bulunmaktadır Yalının planı denize dik bir eksene göre simetrik olarak yapılmıştır Bu nedenle deniz cephesi dar, kara cepheleri daha geniş olup, yalının her odasından denizin görülmesi böylece sağlanmıştır Yalının ana merdiveni yalnızca iki katı birbirine bağlamaktadır Deniz cephesindeki köşe odaları küçük çıkmalar halinde denize yönelmiştir Bu yöneliş yalı mimarisinde tek bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır Ayrıca bu çıkmalar kuleler şeklinde daha belirginleştirilmiştir Mimari düzeninde dengeyi sağlayabilmek için de yalının kara tarafındaki iki köşesine de soğan kubbeli iki kule daha eklenmiştir

Yalının deniz cephesi, ince uzun pencereleri, pencereler ile katlar arasındaki boşlukları dolduran mimari dekorasyon ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır Ayrıca ahşap panolar onları tamamlamıştır Burada Mimar Vallaury üç açıklıklı mimari ögelere de yer vermiştir İç mekânlarda ise birinci ve ikinci katlardaki tavanlar muşamba üzerine alçı ve altın varaklı kalem işleri ile bezemeler yapılmıştır Yan duvarlarda sistematik şekilde panolar halinde kalem işlerine yer verilmiştir Kara cephesindeki odaların tavan göbeklerinde ise ağırlık rokoko üslubundadır